Sayfalar

8 Ekim 2010 Cuma

3 Ekimde bitti.. Keşke hep olsa :(

6 Ağustos’tan 3 Ekim’e kadar 3 ay boyunca Pera Müzesi’nde Japonlar vardı. Evet evet japonlar.. ve hayata bakış açıları..

Dedim ki sergiye girdiğimde : İyi ki de gelmişim!!


Bizi sıcacık bir “Hoş geldiniz” ile karşılayan müze çalışanları dooooğruca beşinci kata çıkmamızı söylediler. Biz de asansöre atlayıp bastık beşinci kat düğmesine. Sonra asansörün kapıları açıldı ve ben "Gerçekten!!" harikalar diyarına adım attım. Artık Japonlarla aynı dünyada yaşamadığımıza eminim. Onlar farklı bir evrende yaşıyor! Atmosfer büyüleyici ve asırlarca düşünsem aklıma gelmez dediğiniz şeyler orada gerçek olmuş, hayatın parçası olmuş, hatta oyuncak olmuş :)

Kata ayak bastığımızda, gelen sesler doğrultusunda sol taraftan başlayalım dedik.. Dikiş makinesi sesi animasyonlu askılar üzerinde asılı t-shirtler ilk ilgimizi çeken şeydi. Neden mi ordaydılar? Çünkü yandaki bilgisayarda, üzerine işlenecek olan desenin kriptosunu kendiniz yazıyorsunuz!! Sonra bu kriptoyu işin mucidine gönderdiğinizde o da size baskısı işlenmiş olarak t-shirt’ünüzü gönderiyor. Arkasında da Sizin şekiller için yazdığınız kriptolar var... Bunun için bir twitter hesabı bile var, ilgilenenlerle paylaşırım :) Alın bir de fotograf :)






Diğer ilgimizi çeken ve benim uzuuun uzun video’ya aldığım yapıtlar ise benim koyduğum ismiyle “geleceğin fondüsü” ve “müzisyen bilyeler”di. Benim fondüye benzettiğim şey, çok ilginç bir maddenin koni şeklinde plastik görünümlü bir parça üzerine tutunup dikene benzer şekillerle koniyi sarması ve sonra tekrar erimesi şeklinde hareket ediyor. Müzisyen bilyeler ise, bir elin cam küreye dokunmasıyla, pıtır pıtır düşmeye başlayıp, çarptıkları zeminden çıkan muhteşem seslerin ahengiyle insanı çocukluğuna götüren melodiler çalıyor.

Fondüye de bir göz atalım :)




Sağ tarafa geçtiğimizde duvardaki ağaç yansıması büyüledi beni. Önce turuncu, sonra mavi ve yeşil çiçekler açtırdım ağaca, kelebeklerin gezintisini izledim dalların arasında..

Çiçekleri açırmak için küçük kağıt parçalarına sıkılan parfümleri koku sensörlerine tutmak yeterliydi. Keşke gerçek hayatta da böyle olsa...




Sergide daha nice görülecek şey vardı. Bunların en başında da mikser cihazları olmaksızın istediğiniz gibi müzik yapabileceğiniz ufak cihazlardı. Bir alt kattaki nintendo oyunları da meraklılarının ilgisine boğulmuştu :)

Her ne kadar özetlemek istesem de, gördüklerim bir bloga sığabilecek gibi değil, eserler anlatılacak gibi değil... Bu festivalin bu sene 14.yılıydı ve şanslı şehir İstanbul’du. Bundan sonra nerede yapılır bilemiyorum ama festivali takip edip, yapılacağı ülkeye gitmeye değer diyebilirim...

Geziden çıkardığım sonuç: Keşke tüm dünya Japonların gözüyle bir kez daha tasarlansa...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder