29 Aralık 2013 Pazar
2 Eylül 2012 Pazar
Bugun gunlerden muffin!
Gunun tarifi hazir olmak uzere.. Pazar gunune iyi gelecek, moral verecek minik bir kek hem de glazed!!
Findikli kakaolu glazed muffine kim hayir diyebilir ki? Ustunu kaplayacak sekerli leziz glazed tarifini ilk kez denedim, muhtesem oldu. Pudra sekerini limon suyuyla eritirken biraz tereyagi katmak sosu hem koyulastirdi hem de mis gibi bir koku verdi..
Pistikten sonra biraz sogumaya biraktim ve yememek icin kendimi zor tuttum. Ustune sosu surene kadar sayida bir iki azalma oldu ama olsun :)
Sos kivami daha koyu olursa ustleri biraz daha beyaz oluyor ama ben goruntuyu bozmak istemedim... Deneyin, seveceksiniz :)
Findikli kakaolu glazed muffine kim hayir diyebilir ki? Ustunu kaplayacak sekerli leziz glazed tarifini ilk kez denedim, muhtesem oldu. Pudra sekerini limon suyuyla eritirken biraz tereyagi katmak sosu hem koyulastirdi hem de mis gibi bir koku verdi..
Pistikten sonra biraz sogumaya biraktim ve yememek icin kendimi zor tuttum. Ustune sosu surene kadar sayida bir iki azalma oldu ama olsun :)
Sos kivami daha koyu olursa ustleri biraz daha beyaz oluyor ama ben goruntuyu bozmak istemedim... Deneyin, seveceksiniz :)
27 Ağustos 2012 Pazartesi
Uyanış..
Uzun bir aradan sonra..
Bazen o kadar doluyorum ki azalmak istiyorum biraz. Azalmak, daha az kendim olmak istiyorum. Ama ne kadar cok kendim olursam o kadar daha mutluyum onu da biliyorum..
Donup baktigimda hayata, tek onemli olan saglikli olmak once bedenen sonra ruhen.. İcimdeki hic susmayan cocuk beni yordugunda ya da digerleriyle savasmaktan yorgun dustugumde veya hayati rafting alaniyla karistirdigimda hayat bana oyle bir ders verdi ki artik savasim yalnizca akan her dakikadan zevk alabilmek adina..
Bazen o kadar doluyorum ki azalmak istiyorum biraz. Azalmak, daha az kendim olmak istiyorum. Ama ne kadar cok kendim olursam o kadar daha mutluyum onu da biliyorum..
Donup baktigimda hayata, tek onemli olan saglikli olmak once bedenen sonra ruhen.. İcimdeki hic susmayan cocuk beni yordugunda ya da digerleriyle savasmaktan yorgun dustugumde veya hayati rafting alaniyla karistirdigimda hayat bana oyle bir ders verdi ki artik savasim yalnizca akan her dakikadan zevk alabilmek adina..
29 Aralık 2011 Perşembe
Mutlu Yıllar :)
Red Poinsettia, Bauble And Pinecone Pick Range - 18cm - Christmas Time...
£1.75 - christmastimeuk.com
£1.75 - christmastimeuk.com
Etiketler:
2012,
art,
noel baba,
polyvore,
yılbaÅı
28 Eylül 2011 Çarşamba
marriage
24 Eylül 2011 Cumartesi
17 Eylül 2011 Cumartesi
Heytttt, Provalar Başlasınnnn!!!
Her gelin bilir ki, işin en zor kısmı gelinlik seçmektir. Size en çok yakışacak gelinlik tarzını seçmek için kataloglara bakmak asssla yetmez. Çünkü bazı gelinlikler üzerinizde deneyince katalogda göründüğünden çok ama çok farklı durur.. İşte bu aşamayı atlatan yani beğendiği modeli kendine de yakıştırabilen gelin işin en büyük kısmını atlatmıştır. Sonraki adım ise beğenilen gelinliğin gelin adayının üzerine oturtulması yani prova aşamasıdır. Ama bu kısım gelinin de, beraberinde provaya gidenlerin de (ki burada ben oluyorum :) çok hoşuna giden kısımdır. Neden mi? Çünkü gelin adayı bıraksanız hayatının geri kalanını gelinlikle gezerek geçirmek ister, biz seyredenlere de nezih ve mutluluk dolu bir ortamda göz banyosu olur :)
Sadede gelecek olursam, biz yapılacak olan üç provamızdan ilkini sorunsuz bir şekilde atlattık ve yapılacak bir iki tadilat dışında tamamen sorunsuz bir prova geçirdik. Darısı tüm gelin adaylarının başına :)
Burada provalarla ilgili sizlere verebileceğim iki tavsiye var. Birincisi provalarda duvak boyuna dikkat edin, memnun değilseniz hemen hallediyorlar. İkincisi ise straples gelinliklerde bazen gelinliğin aşağı kaymaması için fazla sıkabiliyorlar (ehil ellerde olduğunuzdan emin olun bence!!) veya gelin adayları gelinliğin gereğinden fazla sıkı olduğunu farkedemiyor. Böyle durumlarda gelinliğin arka dikişlerinin atma ihtimali var :o
Daha önceki yazılarımda "A" formunda bir gelilik aldığımızdan ve bu modeli neden tercih ettiğimizden bahsetmiştim sizlere.. İşte size “A” formlu sade ama duvakla zenginleştirilmiş gelinlğimizden birkaç fotoğraf..
Mekan İstinye Park'taki Vakko mağazası. Çalışanları çok ama çok güleryüzlü ve bu süreçte bize gerçekten ama gerçekten çok yardımları ve destekleri oldu.. Onları anmadan geçmek ayıp olurdu :)
İşlemeler duvakla sinerji yaratacak şekilde üst kısımda daha yoğun, bütünlüğü bozmayacak şekilde aşağı doğru seyrelerek dağılıyor..
Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, terzimiz ve satış danışmanımız çok güleryüzlü ve ilgililerdi..
Sonraki postlarda görüşmek üzere :)
Sadede gelecek olursam, biz yapılacak olan üç provamızdan ilkini sorunsuz bir şekilde atlattık ve yapılacak bir iki tadilat dışında tamamen sorunsuz bir prova geçirdik. Darısı tüm gelin adaylarının başına :)
Burada provalarla ilgili sizlere verebileceğim iki tavsiye var. Birincisi provalarda duvak boyuna dikkat edin, memnun değilseniz hemen hallediyorlar. İkincisi ise straples gelinliklerde bazen gelinliğin aşağı kaymaması için fazla sıkabiliyorlar (ehil ellerde olduğunuzdan emin olun bence!!) veya gelin adayları gelinliğin gereğinden fazla sıkı olduğunu farkedemiyor. Böyle durumlarda gelinliğin arka dikişlerinin atma ihtimali var :o
Daha önceki yazılarımda "A" formunda bir gelilik aldığımızdan ve bu modeli neden tercih ettiğimizden bahsetmiştim sizlere.. İşte size “A” formlu sade ama duvakla zenginleştirilmiş gelinlğimizden birkaç fotoğraf..
Mekan İstinye Park'taki Vakko mağazası. Çalışanları çok ama çok güleryüzlü ve bu süreçte bize gerçekten ama gerçekten çok yardımları ve destekleri oldu.. Onları anmadan geçmek ayıp olurdu :)
İşlemeler duvakla sinerji yaratacak şekilde üst kısımda daha yoğun, bütünlüğü bozmayacak şekilde aşağı doğru seyrelerek dağılıyor..
Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, terzimiz ve satış danışmanımız çok güleryüzlü ve ilgililerdi..
Sonraki postlarda görüşmek üzere :)
12 Haziran 2011 Pazar
Vera Wang 2012 Bahar Gelinlik Koleksiyonunu görücüye çıkarıyor!!!
Vera Wang gelinlik denince ilk akla gelen tasarımcılar arasında yer alıyor. Aklından evlilik geçmeyen kızları bile sırf onun gelinliklerini giyebilmek için koca aramaya iten Vera Wang tasarımları 2011 yılında en çok zarif, uçuş uçuş ve romantik gelinliklerin bellerine yerleşmiş farklı renk ve kalınlıktaki kuşakları ile dikkatimizi çekmişti. 2011 yılını yarıladığımız şu sıralar ise ünlü tasarımcı, 2012 Bahar koleksiyonunu tanıtmaya hazırlanıyor. New York Madison Avenue'de gerçekleşecek tanıtıma gidebilecek kadar şanslı mısınız bilemiyorum ama gitmek isteyenler http://www.verawang.com/veraunveiled/2011/06/bridal-trunk-show-save-the-date/ adresinden detaylara ulaşabilirler..Yayınlanır yayınlanmaz daha detaylı fotoğraflar gelecek...
XoxO ;)
8 Mart 2011 Salı
23 Şubat 2011 Çarşamba
Gelinlik Denemeye Gidiyoruuuusss!!!
Önümüzdeki haftasonu en önemli aktivitem, tatlı mı tatlı bi gelin adayının gelinlik provası olacak. Hem de bu gelinlik provasında bir yandan modellerden hangisi güzel oldu diye bakarken, bir yandan da (sıkı durun !!) Beymen’in yeni açılan gelinlik butiği “Bridal”ı tecrübe ediyor olacağız.. Gelinlik marka ve modellerinden, fiyatlara kadar tüm tecrübelerimizi sizlerle paylaşıyor olacağım tabii ki.. (bence önemli bir hizmet :))
Sonraki durağımı da şimdiden açıklayayım, her gelinin hayali Pronovias!!
Sonraki durağımı da şimdiden açıklayayım, her gelinin hayali Pronovias!!
Şimdilik şunu söyleyebilirim ki, provaya gitmeden önce model seçimi açısından tecrübe edinmek amacıyla internette biraz gezindim ve ‘hangi model hangi tip vücuda daha çok yakışır’ içerikli birkaç bilgiye rastladım ancak kafamdaki kadın tipi ve model eşleşmesini netleştirecek bir bilgiye ulaşamadım açıkçası.. Yani uzun boyunlu bayana nasıl yaka gider, omuzları genişse bunu hangi yaka,bel ya da etek tipi daha belirsiz hale getirir yanıtlar çok net değildi. Çok genel hatlarıyla uzun boylu hanımlar, tombiş hanımlar ve kum saati vücutlu hanımlar genelde ne tip gelinlik tercih etmeli gibi bilgiler vardı. Ancak ben vücut genelinden çok kusur özelinde bilgi edinmek istdiğimden bu bilgilerden faydalanamadım.. Bu nedenle, Bridal’ın tecrübeli ekibinden bu tarz bilgileri de edinip sizlere de aktarmaya çalışacağım. Sormamı istediğiniz bir şey olursa yazın, sizin sorunuzu da sorayım :)
Hadi bakalım, henüz erken olduğunu düşünen veya randevu almaya üşenen gelin adayları (veya aday adayları :)) varsa bilmek istediğiniz, yazın bana sorunuzu, ben de cevabını arayayım.. Ne yaptık, ne denedik, nasıl karşılandık, hangi markalara baktık tüm gördüklerimizi paylaşmak üzere Pazartesi yeniden blogdayım…
Bu haftasonu için ikinci durağımız ise ev hediyesi alınabilecek mağazalar olacak. Tabi ki ilginç fikirler yine burada olacak..
Etiketler:
Beymen Bridal,
düğün,
evlilik,
gelinlik,
prova
6 Ocak 2011 Perşembe
Yılbaşı Gecesi..
Biliyorum yılbaşı gecesi paylaşımı için biraz geç oldu ama çalışma hayatı yoğunluğu elimi kolumu bağlıyor bu aralar. Herşeyden önce şunu söylemek için yazıyorum bu yazımı.. Eğer yılbaşında Paris'e gitme planım yoksa, başka bir plan yapmak için asssla çaba harcamicam çünkü bu sene 'en spontanı en iyisidir' felsefini keşfettim :)
Yılbaşı gününü alışverişle harcamayalım diye bir önceki gün attık kendimizi süpermarketlere. O bile öyle zevkli ki saatler geçti ama ben anlamadım alışveriş yaparken. Kendimize tadı güzel içimi kolay keyif veren neşeli eğlenceli içkiler aldık :)(Bir içki tanımı için oldukça anaokulu çağı oldu ama öyle hissediyorum ben malibu, bailey's gibi içkiler için napiyim :))
Sonra cheese cake senin kaju fıstıklar benim ne istediysek ölçülü şekilde aldık kendimize..E cips olmadan olmaz di mi (hala yarısı duruyor dolapta Allahtan hepsini yemedik). Ben Nişantaşını çok görmek itemiştim çünkü çok güzel süsleneceğini biliyordum. Dedim ki özel bir plan yapmayan bir yerde gidip yemeğimizi yiyelim sonra da eve döner geceye devam ederiz. Öyle de yaptık. Bunun için Nişantaşı Vapiano'yu seçtik ve orada yedik yılbaşı yemeğimizi. Sonra 21.00 sularında kalktık eve geçelim diye.
Bir sürü oyun vardı evde. Jenga'yı yılbaşı gecesi için özel olarak aldık. Bir arkadaşımız da gelirken Tabu ve Jackpot denen (öyle demeyin Tayland'da çok ünlü)bir oyun getirdi. Ben de dart sevgisini daha önce çeşitli yollardan belirtiş olan sevgiliciğime elektronik dart almıştım. Oyun oynamaya başladığımızda en komik tespitimiz şu oldu. 3 kız 3 erkeğin olduğu bir ortamda cinsiyet farkı üzerine tez çalışması bile hazırlayabilirdik o an :) Dartı duvara asan gençler bizim özenle üst üste dizip devirmemek için neredeyse yanına istimlak duvarı dikeceğimiz kulemizle hiç mi hiç ilgilenmiyor, hatta 'buraya gelin hadi oynayalıııım' çağrımıza da kulak asmıyorlardı. İşte o zaman anladım ki gerçekten erkek atalarımız avcı, kadınlar ise sosyal yönleri daha gelişkin (konuşkan da denebilir :)) birer toplayıcıydı. Yani bunu bize uyarlarsak, erkekleri aramıza katıp jenga oynatmak biraz vakit aldı. (dart o anda çözülebilcek kadadr basit bir alet olsaydı başından alamayacaktık adamları Allah'tan çok kompleks bir cihazdı da anlayamadılar oyunun nasıl başlatılacağını öyle sallayıp durdular bi süre okları sonra sıkıldılar :) Üstüne bir de Victoria's Secret eşliğinde tabu oynadık. Tabi ki kızlar kazandı :) (defileye suç bulmayın biz daha zekiyiz :p)
Cuma günü olması ve herkesin işten çıkmış olması nedeniyle gözler 02:00'ye gelirken kaymaya başladı. İki kişiyi kaybetmiş olsak da geceyi 03:00'e kadar getirmeyi başardık :)
ÖZet: ne yapsak diye günlerce düşünmediğim ve spontane oluşan bir grupla geçirdiğim bu yılbaşı son zamanlarda geçirdiğim en eğlenceli yılbaşıydı..
Seneye plansız programsız şekilde görüşmek üzere.. :)
Yılbaşı gününü alışverişle harcamayalım diye bir önceki gün attık kendimizi süpermarketlere. O bile öyle zevkli ki saatler geçti ama ben anlamadım alışveriş yaparken. Kendimize tadı güzel içimi kolay keyif veren neşeli eğlenceli içkiler aldık :)(Bir içki tanımı için oldukça anaokulu çağı oldu ama öyle hissediyorum ben malibu, bailey's gibi içkiler için napiyim :))
Sonra cheese cake senin kaju fıstıklar benim ne istediysek ölçülü şekilde aldık kendimize..E cips olmadan olmaz di mi (hala yarısı duruyor dolapta Allahtan hepsini yemedik). Ben Nişantaşını çok görmek itemiştim çünkü çok güzel süsleneceğini biliyordum. Dedim ki özel bir plan yapmayan bir yerde gidip yemeğimizi yiyelim sonra da eve döner geceye devam ederiz. Öyle de yaptık. Bunun için Nişantaşı Vapiano'yu seçtik ve orada yedik yılbaşı yemeğimizi. Sonra 21.00 sularında kalktık eve geçelim diye.
Bir sürü oyun vardı evde. Jenga'yı yılbaşı gecesi için özel olarak aldık. Bir arkadaşımız da gelirken Tabu ve Jackpot denen (öyle demeyin Tayland'da çok ünlü)bir oyun getirdi. Ben de dart sevgisini daha önce çeşitli yollardan belirtiş olan sevgiliciğime elektronik dart almıştım. Oyun oynamaya başladığımızda en komik tespitimiz şu oldu. 3 kız 3 erkeğin olduğu bir ortamda cinsiyet farkı üzerine tez çalışması bile hazırlayabilirdik o an :) Dartı duvara asan gençler bizim özenle üst üste dizip devirmemek için neredeyse yanına istimlak duvarı dikeceğimiz kulemizle hiç mi hiç ilgilenmiyor, hatta 'buraya gelin hadi oynayalıııım' çağrımıza da kulak asmıyorlardı. İşte o zaman anladım ki gerçekten erkek atalarımız avcı, kadınlar ise sosyal yönleri daha gelişkin (konuşkan da denebilir :)) birer toplayıcıydı. Yani bunu bize uyarlarsak, erkekleri aramıza katıp jenga oynatmak biraz vakit aldı. (dart o anda çözülebilcek kadadr basit bir alet olsaydı başından alamayacaktık adamları Allah'tan çok kompleks bir cihazdı da anlayamadılar oyunun nasıl başlatılacağını öyle sallayıp durdular bi süre okları sonra sıkıldılar :) Üstüne bir de Victoria's Secret eşliğinde tabu oynadık. Tabi ki kızlar kazandı :) (defileye suç bulmayın biz daha zekiyiz :p)
Cuma günü olması ve herkesin işten çıkmış olması nedeniyle gözler 02:00'ye gelirken kaymaya başladı. İki kişiyi kaybetmiş olsak da geceyi 03:00'e kadar getirmeyi başardık :)
ÖZet: ne yapsak diye günlerce düşünmediğim ve spontane oluşan bir grupla geçirdiğim bu yılbaşı son zamanlarda geçirdiğim en eğlenceli yılbaşıydı..
Seneye plansız programsız şekilde görüşmek üzere.. :)
4 Ocak 2011 Salı
Love of TreNcH
BURBERRY PRORSUM - TWILL AND LEATHER DOUBLE BREASTED COAT
2.398 EUR - luisaviaroma.com
Double breasted coats »
2.398 EUR - luisaviaroma.com
Double breasted coats »
En beğendiklerimi derlemeye çalıştım bakalım siz de beğenecek misiniz :)
27 Aralık 2010 Pazartesi
Yılbaşı + İndirim Coşkusu :)
Daha önce şu yazımda bahsetmiştim yılbaşı döneminin beni ne kadar heyecanlandırdığını ve bu zamanlar sürekli çarşı pazar gezdiğimi. İşte bu sene bu heyecana bir de çılgın indirimler ekleninceeee, beni tutabilene aşkolsun bu sıralar :) Hem çok sevdiğim ofis kıyafeti alışverişi hem de haftasonu gezintilerim için seçtiğim 'trendy' kıyafet listesi alışverişi delicesine cezbediyor beni. Aslında bir hayli alışveriş de yaptım bu aralar. Ama durun daha ihtiyaçlarım bitmedi kiiii!!! (Bir kadının ihtiyaçları bittiği an kadın olmaktan çıkmış demektir :))
Bazen hani her kadına olur ya, gardrobun kapaklarını açıp karşısına geçip seyrederiz, sonra da 'ayyy hiç bişeyim yok giyecek yaaaa' deriz ve kendimizi buna gerçekten inandırmışızdır :) ben de bu aralar ne kadar alırsam alayım asla doyum noktasına ulaşamıyorum bir türlü. Bu vesileyle de bol bol geziyorum mağazaları. Böyle dönemler için size ufak bir tavsiye veriyim. Herşeyi birarada bulabileceğiniz büyük bir AVM'ye gidecekseniz mutlaka kimsecikler gelmeden sabah erkenden gidin. Ben bu Pazar öyle yaptım ama biraz abartmışım, mağaza çalışanlarının dha AVM'ye yeni geliyordu ben gittiğimde. Siz 10.00' dan önce gitmeyin :)
Kadınların alışveriş dürtüsü her nesilde genleride biraz daha baskın olurken, alışveriş imkanları da aynı ölçüde hatta daha da hızla gelişiyor. Teknoloji insanla ilgili herşeye çare buluyor ya, mağazaları da yoğun iş temposundan alışverişe vakit bulamayan metropol kadınının ayağına getiriyor :) İş kadınları sabah ofislerinde bir yandan anlaşmalı mağazaların indirimli ürünlerini satan 'en son trend' online alışveriş sitelerine bakarken bir yandan da toplantıya hazırlanıyorlar. Bilirsiniz eskiden beri çeşitli ürünlerin satıldığı internet üzerinden alışveriş siteleri vardı ancak bahsettiğim sitelerde birçok pahalı markaya (bir iki sezon önceden kalma da olsa) çok uygun fiyatlarla sahip olmak mümkün olabiliyor.
Gelelim ben görmeden ellemeden giymeden almam diyenlereeee.. Bu aralar birçok firma, yılbaşı amaçlı alışverişe çıkan müşteri kitlesini yaptığı indirimlerle amacından aptırmış durumda. Birkaç istisna dışında çoğu markada %30'lardan %50'lere varan indirimler var. (Mesela şu an için Zara bir istisna ama ona da az kaldı :)) Mango, İpekyol, Beymen Club, PArk Bravo, Twist ve daha birçok kaliteli mağaza indirimlerle coşmuş durumda. Özellikle İpekyolda kumaş ya da kot pantolonlarla istediğiniz tarzda kombinleyebileceğiniz ceketler ve bluzler bulabilirsiniz. Mangoda ise paltolardan trikolara, elbiselerden kot pantolonlara kadar birçok çeşitli üründe indirim var. Alternatif gece kıyafetleri arayanlar için ise Twist'i mutlaka öneriyorum..
Tüm bunların yanı sıra, online satış mağazası bulunan Beymen, Fabrika gibi markaların internetten şatışa özel bir indirim uygulaması var. Bu aradaaaa Mango da online satış kervanına katıldı haberiniz olsun hanımlar!!
Bir gözlem: Şu ana kadar, bu kış en çok karşımıza çıkan ve bana göre uzun süre de gündemde kalacak kalın örgüler fazla karşıma çıkmadı maalesef. E napıcaz o zaman? Tarifi veriyorum : En kalınından iki şiş ve 5 çile yün :)
Şimdilik bu kadar, haftaya yeni indirim haberleriyle gelmek dileyiyle .. Umarım okurken keyif almışsınızdır ..
Bazen hani her kadına olur ya, gardrobun kapaklarını açıp karşısına geçip seyrederiz, sonra da 'ayyy hiç bişeyim yok giyecek yaaaa' deriz ve kendimizi buna gerçekten inandırmışızdır :) ben de bu aralar ne kadar alırsam alayım asla doyum noktasına ulaşamıyorum bir türlü. Bu vesileyle de bol bol geziyorum mağazaları. Böyle dönemler için size ufak bir tavsiye veriyim. Herşeyi birarada bulabileceğiniz büyük bir AVM'ye gidecekseniz mutlaka kimsecikler gelmeden sabah erkenden gidin. Ben bu Pazar öyle yaptım ama biraz abartmışım, mağaza çalışanlarının dha AVM'ye yeni geliyordu ben gittiğimde. Siz 10.00' dan önce gitmeyin :)
Kadınların alışveriş dürtüsü her nesilde genleride biraz daha baskın olurken, alışveriş imkanları da aynı ölçüde hatta daha da hızla gelişiyor. Teknoloji insanla ilgili herşeye çare buluyor ya, mağazaları da yoğun iş temposundan alışverişe vakit bulamayan metropol kadınının ayağına getiriyor :) İş kadınları sabah ofislerinde bir yandan anlaşmalı mağazaların indirimli ürünlerini satan 'en son trend' online alışveriş sitelerine bakarken bir yandan da toplantıya hazırlanıyorlar. Bilirsiniz eskiden beri çeşitli ürünlerin satıldığı internet üzerinden alışveriş siteleri vardı ancak bahsettiğim sitelerde birçok pahalı markaya (bir iki sezon önceden kalma da olsa) çok uygun fiyatlarla sahip olmak mümkün olabiliyor.
Gelelim ben görmeden ellemeden giymeden almam diyenlereeee.. Bu aralar birçok firma, yılbaşı amaçlı alışverişe çıkan müşteri kitlesini yaptığı indirimlerle amacından aptırmış durumda. Birkaç istisna dışında çoğu markada %30'lardan %50'lere varan indirimler var. (Mesela şu an için Zara bir istisna ama ona da az kaldı :)) Mango, İpekyol, Beymen Club, PArk Bravo, Twist ve daha birçok kaliteli mağaza indirimlerle coşmuş durumda. Özellikle İpekyolda kumaş ya da kot pantolonlarla istediğiniz tarzda kombinleyebileceğiniz ceketler ve bluzler bulabilirsiniz. Mangoda ise paltolardan trikolara, elbiselerden kot pantolonlara kadar birçok çeşitli üründe indirim var. Alternatif gece kıyafetleri arayanlar için ise Twist'i mutlaka öneriyorum..
Tüm bunların yanı sıra, online satış mağazası bulunan Beymen, Fabrika gibi markaların internetten şatışa özel bir indirim uygulaması var. Bu aradaaaa Mango da online satış kervanına katıldı haberiniz olsun hanımlar!!
Bir gözlem: Şu ana kadar, bu kış en çok karşımıza çıkan ve bana göre uzun süre de gündemde kalacak kalın örgüler fazla karşıma çıkmadı maalesef. E napıcaz o zaman? Tarifi veriyorum : En kalınından iki şiş ve 5 çile yün :)
Şimdilik bu kadar, haftaya yeni indirim haberleriyle gelmek dileyiyle .. Umarım okurken keyif almışsınızdır ..
8 Kasım 2010 Pazartesi
Seviyorum Yılbaşı Hazırlığını!!

Yılın yaz mevsimi kadar sevdiğim ikinci bir zamanı da Aralık ayı!
Neden mi çünkü "Seviyorum Yılbaşı Hazırlığını!!"
Aralıkta günler kısadır. Hava çabuk kararır, iş çıkışı gece gibidir bir de soğuktur üstüne üstlük. İnsanın canı hemen sıcacık evine gidip battaniyelere sarılmak ister. Ama bunların dışında Aralık ayının çok önemli bir özelliği var. O daaa YIlbaşı!!
Ben aslında kış mevsimini hiç sevmem. Tam yaz çocuğuyum. Sonbaharı bile sevmem. Keşke Ağustos bile gelmese hep Temmuz kalsa derim. Ama işin içine Noel babalaaar, kar taneleriii, gramofondan yayılıyor hissi veren eski Noel şarkıları ve bir şömine hayali girdi mi işte o zaman 'Hallelujah'!!! :)
Sokaklara taşmasa ya da enüz evlere girmese de, yılbaşı ruhu biraz biraz alışveriş merkezlerini sarmaya başladı. Çam ağaçları kenarda köşede belki henüz ama çok geçmeden yolları kesmeye başlayacak. Araya giren Kurban Bayramı'ndan sonra :)
İşte bayramdan sonra ben de kendimi yılın en sevdiğim hazırlığına teslim edicem. Ağacımı süslemeye başlicam, alışveriş merkezlerindeki dev ağaçların, geyiklerin çektiği Noel Baba arabasının ve hatta pamuk sakallı Noel Baba'ların keyfini çıkarıcam. Henüz bir yılbaşı planım yok ama onun da çaresine bakıcam tabi ki :)
Şimdilik bu kadar, en çılgın yılbaşı bloglarıyla geri gelicem :)
Çok yakındaaa :)
19 Ekim 2010 Salı
Asmalı'ya neler oluyor!!!

Siz de haftasonu her ne amaçla olursa olsun (dans etmek, eğlenmek için, rakı-balık için, metre kareye karşı cinsten 10 kişi düştüğü için veya sadece herkes oraya gittiği için) arada ya da sık sık Asmalı Mescit'e gidiyor musunuz? Hayır mı? O zaman yalnızca vakit geçirmek için okuyun yazımı. Amaaaaa, cevabınız evet iseeeee, o zaman bir ricam olacak bu yazının sonunda sizlerden.
Eski halindeki tertip, düzen, saygı ve hoşgörüden fazla iz taşımasa da, haftaiçi ayrı haftasonu ise bambaşka dolup taşar Asmalı Mescit. Dar sokaklarına taşmış masalarında rakı-balık yapan da olur, kebap yiyen de, yalnızca içip eğlenen de. Çok saygın, yıllardır aynı kalitede hizmet veren meyhaneleri de vardır, mekanın popülerliğinden nemalanan ve biraz iç dizayn makyajı ve DJ'le işi götüren barları kulüpleri de.
İşte bu noktada insan der ki: Vay beee, sırf "Asmalı" diye buraya bu kadar çok insan geliyor, maliyeti 3 TL olan şeyi 25-30 TL'ye içiyor.. Peki bu mekanlardan ne beklersiniz? Oraya eğlenmeye gelen ve gönüllü şekilde bu parayı veren müşteriye karşı biraz saygı değil mi. Ama maalesef öyle olmuyor. Hangi davranışa maruz kalırsak kalalım popüler mekan ya, herkes oraya gidiyor ya, orda çok kız/erkek oluyor ya, "Asmalıdaydım yaaa" demenin havası başka oluyor ya, işte bu nedenlerden dolayı gitmeye devam ediyoruz. İnsanı ya lafla ya da gerçekten el kolla dövmeden göndermeyen mekanlara prim üstüne prim yaptırıyoruz.
Bunları yazdım çünkü sizlerle bu haftasonu Sofyalı sokaktaki Faces adlı mekanda maruz kaldığımız davranışı paylaşmak istedim. Yazmadan önce de araştırdım, birkaç tane blog ve internet sitesinde yine benzeri şikayetlerle yazı yazmış insanlara rastladım. Bu arada mekanın çok uzun bir geçmişi de yok, bu senenin başı gibi açılmıştı.
Cumartesi akşamı 2 arkadaşımızı beklemek üzere 2 kişi bu mekana girdik. Saat 22:00 civarıydı. Bir garson gelip saat 22:30 da masaların kaldırılacağına dair bilgi verdi, biz de tamam dedik. Saat 22:30 olduğunda masalar henüz kalkmamıştı ki, 2 arkadaşımız geldi. Arkadaşlarımız geldikten sonra sandalye eksiğimiz olduğu için sandalye istedik ancak masalar kalkacak gerekçesi ile garson arkadaşlarımıza "Siz de koltuğa oturun sandalye yok" dedi. (masa etrafında 2 sandalye ve karşısında duvara yapışık bir koltuk düşünün). Bir süre sonra sandalye geldi neyse ki. Saat 23:00'e doğru sandalyeler kaldırıldı, masaların boyu uzadı desk oldu ve mekanın tüm duvarı boyunca devam eden bitişik koltuk üzerindeki minderler kaldırıldı. Hiçbir itirazımız yoktu çünkü mekan belli bir saatten sonra kulüp oluyordu. Biz de bir süre sonra zaten çıkacaktık.
Biliyorsunuz ki artık mekanlarda sigara içilmiyor haliyle herkes dışarı çıkıp sigara içiyor. Havanın da serin olmasından dolayı montunuzu alıp çıkıyorsunuz dışarı. Biz de montlarımızı minderi kaldırılmış koltuğun üzerine, hemen masamızın dibine koymuştuk. Kısa bir süre sonra tam olarak ne ile görevli olduğunu anlamadığım bıyıklı, küpeli bir çalışan gelip "GÖRÜNTÜ KİRLİLİĞİ YARATIYOR" gerekçesiyle montları vestiyere vermemiz gerektiğini söyledi. Ancak o kalabalıkta vestiyere mont vermek ve her sigara içmeye çıkışta gidip geri istemek pek pratik değildi. Biz de montları güzelce katlayıp üst üste koyduk koltuğun en köşesine duvar dibine. Aynı çalışan bu sefer hiç de kibar olmayan, hatta hakaretvari bir tavırla:
- Ben size az önce ne dedim?? Bu montları buraya koymayın demedim mi?" diye çıkıştı.
Arkadaşım kendisine tamam hadi abicim kaldırıcaz derken (ki masaların altında asacak bir çengel olsaydı oaraya da asabilirdik montları)
- "Benle böyle konuşamazsın. Ne öyle tamam hadi filan ne biçim konuşuyosun sen!!" demeye başladı. Bir sonraki cümlesi ise;
- "İki dakika içinde çıkmış olun buradan yoksa ben gelip çıkarmayı bilirim!" oldu.
Bu terbiyesiz tavıra karşı orada kendi terbiyemizden ötürü (ve mekanda bu çalışanın arkasında toplanacak on kişi daha olduğundan) cevap vermeden ayrıldık oradan.
bu olayın üzerine şunu farkettim: İstanbul artık gerçekten yaşanacak bir yer olmaktan çıkıyor. Artık kaliteli olduğu düşünülen mekanlara semtlere de insana değer vermeyen işletmeler hakim oluyor. Etrafı kraldan çok kralcılar sarıyor, kimin parasıyla ya da gücüyle kime tafra yaptığını bilmeyen kabadayılar huzur kaçırıyor.
Şimdi en başta bana kimler evet demişti? Kimler gidiyordu Asmalı'ya? İşte onlardan ricam: Eğer müşteri olarak doğru düzgün muamele görmek istiyorsanız, değer bilmeyen, insana saygı duymayan mekanlara nereden para kazandıklarını, nasıl ayakta durduklarını kimin parası sayesinde maaş aldıklarını gösterin!!
Ben yıllardır kötü muamele grdüğüm mekana gitmiyorum ve listem İstanbul'a geldiğimden beri gün geçtikçe kabarıyor!!
8 Ekim 2010 Cuma
3 Ekimde bitti.. Keşke hep olsa :(
6 Ağustos’tan 3 Ekim’e kadar 3 ay boyunca Pera Müzesi’nde Japonlar vardı. Evet evet japonlar.. ve hayata bakış açıları..
Dedim ki sergiye girdiğimde : İyi ki de gelmişim!!
Bizi sıcacık bir “Hoş geldiniz” ile karşılayan müze çalışanları dooooğruca beşinci kata çıkmamızı söylediler. Biz de asansöre atlayıp bastık beşinci kat düğmesine. Sonra asansörün kapıları açıldı ve ben "Gerçekten!!" harikalar diyarına adım attım. Artık Japonlarla aynı dünyada yaşamadığımıza eminim. Onlar farklı bir evrende yaşıyor! Atmosfer büyüleyici ve asırlarca düşünsem aklıma gelmez dediğiniz şeyler orada gerçek olmuş, hayatın parçası olmuş, hatta oyuncak olmuş :)
Kata ayak bastığımızda, gelen sesler doğrultusunda sol taraftan başlayalım dedik.. Dikiş makinesi sesi animasyonlu askılar üzerinde asılı t-shirtler ilk ilgimizi çeken şeydi. Neden mi ordaydılar? Çünkü yandaki bilgisayarda, üzerine işlenecek olan desenin kriptosunu kendiniz yazıyorsunuz!! Sonra bu kriptoyu işin mucidine gönderdiğinizde o da size baskısı işlenmiş olarak t-shirt’ünüzü gönderiyor. Arkasında da Sizin şekiller için yazdığınız kriptolar var... Bunun için bir twitter hesabı bile var, ilgilenenlerle paylaşırım :) Alın bir de fotograf :)

Diğer ilgimizi çeken ve benim uzuuun uzun video’ya aldığım yapıtlar ise benim koyduğum ismiyle “geleceğin fondüsü” ve “müzisyen bilyeler”di. Benim fondüye benzettiğim şey, çok ilginç bir maddenin koni şeklinde plastik görünümlü bir parça üzerine tutunup dikene benzer şekillerle koniyi sarması ve sonra tekrar erimesi şeklinde hareket ediyor. Müzisyen bilyeler ise, bir elin cam küreye dokunmasıyla, pıtır pıtır düşmeye başlayıp, çarptıkları zeminden çıkan muhteşem seslerin ahengiyle insanı çocukluğuna götüren melodiler çalıyor.
Fondüye de bir göz atalım :)

Sağ tarafa geçtiğimizde duvardaki ağaç yansıması büyüledi beni. Önce turuncu, sonra mavi ve yeşil çiçekler açtırdım ağaca, kelebeklerin gezintisini izledim dalların arasında..
Çiçekleri açırmak için küçük kağıt parçalarına sıkılan parfümleri koku sensörlerine tutmak yeterliydi. Keşke gerçek hayatta da böyle olsa...

Sergide daha nice görülecek şey vardı. Bunların en başında da mikser cihazları olmaksızın istediğiniz gibi müzik yapabileceğiniz ufak cihazlardı. Bir alt kattaki nintendo oyunları da meraklılarının ilgisine boğulmuştu :)
Her ne kadar özetlemek istesem de, gördüklerim bir bloga sığabilecek gibi değil, eserler anlatılacak gibi değil... Bu festivalin bu sene 14.yılıydı ve şanslı şehir İstanbul’du. Bundan sonra nerede yapılır bilemiyorum ama festivali takip edip, yapılacağı ülkeye gitmeye değer diyebilirim...
Geziden çıkardığım sonuç: Keşke tüm dünya Japonların gözüyle bir kez daha tasarlansa...
Dedim ki sergiye girdiğimde : İyi ki de gelmişim!!
Bizi sıcacık bir “Hoş geldiniz” ile karşılayan müze çalışanları dooooğruca beşinci kata çıkmamızı söylediler. Biz de asansöre atlayıp bastık beşinci kat düğmesine. Sonra asansörün kapıları açıldı ve ben "Gerçekten!!" harikalar diyarına adım attım. Artık Japonlarla aynı dünyada yaşamadığımıza eminim. Onlar farklı bir evrende yaşıyor! Atmosfer büyüleyici ve asırlarca düşünsem aklıma gelmez dediğiniz şeyler orada gerçek olmuş, hayatın parçası olmuş, hatta oyuncak olmuş :)
Kata ayak bastığımızda, gelen sesler doğrultusunda sol taraftan başlayalım dedik.. Dikiş makinesi sesi animasyonlu askılar üzerinde asılı t-shirtler ilk ilgimizi çeken şeydi. Neden mi ordaydılar? Çünkü yandaki bilgisayarda, üzerine işlenecek olan desenin kriptosunu kendiniz yazıyorsunuz!! Sonra bu kriptoyu işin mucidine gönderdiğinizde o da size baskısı işlenmiş olarak t-shirt’ünüzü gönderiyor. Arkasında da Sizin şekiller için yazdığınız kriptolar var... Bunun için bir twitter hesabı bile var, ilgilenenlerle paylaşırım :) Alın bir de fotograf :)
Diğer ilgimizi çeken ve benim uzuuun uzun video’ya aldığım yapıtlar ise benim koyduğum ismiyle “geleceğin fondüsü” ve “müzisyen bilyeler”di. Benim fondüye benzettiğim şey, çok ilginç bir maddenin koni şeklinde plastik görünümlü bir parça üzerine tutunup dikene benzer şekillerle koniyi sarması ve sonra tekrar erimesi şeklinde hareket ediyor. Müzisyen bilyeler ise, bir elin cam küreye dokunmasıyla, pıtır pıtır düşmeye başlayıp, çarptıkları zeminden çıkan muhteşem seslerin ahengiyle insanı çocukluğuna götüren melodiler çalıyor.
Fondüye de bir göz atalım :)
Sağ tarafa geçtiğimizde duvardaki ağaç yansıması büyüledi beni. Önce turuncu, sonra mavi ve yeşil çiçekler açtırdım ağaca, kelebeklerin gezintisini izledim dalların arasında..
Çiçekleri açırmak için küçük kağıt parçalarına sıkılan parfümleri koku sensörlerine tutmak yeterliydi. Keşke gerçek hayatta da böyle olsa...
Sergide daha nice görülecek şey vardı. Bunların en başında da mikser cihazları olmaksızın istediğiniz gibi müzik yapabileceğiniz ufak cihazlardı. Bir alt kattaki nintendo oyunları da meraklılarının ilgisine boğulmuştu :)
Her ne kadar özetlemek istesem de, gördüklerim bir bloga sığabilecek gibi değil, eserler anlatılacak gibi değil... Bu festivalin bu sene 14.yılıydı ve şanslı şehir İstanbul’du. Bundan sonra nerede yapılır bilemiyorum ama festivali takip edip, yapılacağı ülkeye gitmeye değer diyebilirim...
Geziden çıkardığım sonuç: Keşke tüm dünya Japonların gözüyle bir kez daha tasarlansa...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









































